Koronavirüs’ün Akciğerlerimiz Üzerine Etkileri

Aralık 2019’dan beri tüm dünyayı etkisine alan, kendisi gözle görülmeyen ama etkileri çok net kendini hissettiren bir virüsle karşı karşıyayız. Dünya Sağlık Örgütü’nün 11 Mart 2020 tarihinde pandemi ilan ettiği COVID-19, yani tam açılımıyla “Coronavirus Disease -2019”, ilk görüldüğü günden bu yana Dünya genelinde yaklaşık 1.7 milyon akut solunum sendromu hastasının ölümü de dahil olmak üzere 75 milyon insandan fazlasını etkilemiştir. Peki, hâlâ önünü alamadığımız bu pandemiyi bu kadar ciddi kılan nedir? Virüsün insan vücudundaki hâkimiyeti esnasında ne tür risklerle, hangi etkilerle karşı karşıyayız?

Bilindiği üzere koronavirüsün hedef organı akciğerdir. Belirtileri griple çok benzer olduğu için ileri seviyeye gelene kadar hastalığımızın grip olup olmadığından emin olmak zordur. Her hastalıkta olduğu gibi COVID için de erken teşhis oldukça önemlidir. Pnömoni gibi akciğer komplikasyonlarına, akut solunum sıkıntısı sendromuna, sepsis dediğimiz hastalığa veya literatürde süperenfeksiyon (ing: Superinfection) diye geçen sağlık sıkıntısına bizi kolayca itebilecek bir virüsle karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır. Durumun ciddiyetini daha iyi anlayabilmek için, gelin bu hastalıkların bizlere neler yaptığına bakalım.

COVID kaynaklı pnömoni, akciğerlerimizdeki alveollerin, yani hava keseciklerinin sıvıyla dolmasına ve iltihaplanmasına yol açar. Bu durumun sonucu olarak da öksürük, nefes alma kapasitesinde azalma ve zorlanma ortaya çıkar. Çünkü alveoller, dolaşım sistemimiz ve akciğerlerimiz arasındaki oksijen – karbondioksit alış veriş noktasıdır. Haliyle iltihaplanma durumunda bu görevi yerine tam getiremezler. Hatta pnömoni atlatan bireylerde akciğerlerin aldığı hasarın ve solunum zorluklarının tamamen düzelmesi aylar sürebilir.

Akut solunum sıkıntısı sendromu, bir çeşit akciğer yetmezliğidir. (ARDS: Acute Respiratory Distress Syndrome) ARDS’li bireylerde de hava kesecikleri, akciğerdeki ince kan damarlarından sızan sıvıyla dolar. Dolayısıyla nefes darlığına, yani akut solunum sıkıntısına yol açar. Bazı hastalarda durum, kendi başına nefesinin yetmediği ve ventilatör desteğine ihtiyaç duyulduğu seviyeye gelebilir.

Sepsis dediğimiz durumda ise, hava keseciklerindeki enfeksiyon, akciğerlerdeki kan damarları aracılığıyla dolaşım sistemine sıçrar. Kan yoluyla vücudumuzun diğer dokularına da taşınan enfeksiyon, ulaştığı her dokuya zarar verir. Yani aslında olay akciğerde başlasa da tek etkilenen organımız yalnızca akciğer olmaz. Üstelik sepsis, atlatabilen hastalarda bile kalıcı hasarlar bırakabilir.

İngilizcede “Superinfection” diye geçen süperenfeksiyon ise, daha önce enfekte olmuş bir hastanın yeniden enfekte olması, ikinci defa aynı enfeksiyonu kapması durumudur. COVID ile mücadele halinde olan bir immün sistem, zaten yeteri kadar yorgun düşer. Böylece insan vücudu dış etkilere daha açık, yeni enfeksiyonlara karşı daha dirençsiz bir hal alır. Yani hem süperenfeksiyon riski, yani tekrar COVID kapma riski, hem de başka hastalıklara daha açık olma riski söz konusudur.

Bu sonuçlara sebep olabilecek bir virüsle mücadele halindeyken, hiçbir şartta tedbirsizlik etmemek en doğrusudur. Çünkü en başta akciğerlerimiz olmak üzere, tüm dokularımız risk altındadır. Gözümüzle bile göremediğimiz bu küçük organizmaların, tüm uzuvlarımızla bile önüne geçemeyeceğimiz sonuçlar vermesini engellemekse bizim ellerimizde.

Sağlıcakla kalın!

Ebru Rüveyda Üngör

Kaynakça;

https://www.hopkinsmedicine.org/health/conditions-and-diseases/coronavirus/what-coronavirus-does-to-the-lungs

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC7766284/

https://www.tipterimlerisozlugu.com/superinfection.html

AboutAuthor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir