[ ]

Mükemmeliyetçi İnsan Hastalığı: Fibromiyalji

Fibromiyalji sendromu (FMS); genel kas ağrıları, bilişsel fonksiyonlarda bozulma, medikal olarak açıklanamayan kronik yorgunluk ve ağrılar, simetrik dağılım gösteren ağrılı hassas noktalar, parestezi, uyku bozukluğu, işlevsellikte düşüş, çoklu bedensel yakınmaların ve çoğu zaman depresyon ve kaygı belirtilerinin görüldüğü bir yumuşak doku romatizması olarak tanımlanmaktadır. Hastalığın birçok fiziksel ve psikolojik belirtileri olmasına rağmen teşhis edilmesi güçtür çünkü fibromiyaljiyi teşhis edecek herhangi bir laboratuvar testi bulunmamaktadır. Hastalığın bilinen net bir nedeni olmadığından sıklıkla başka hastalıklarla karıştırılır.Güncellenen tanı kriterlerine göre üç ay veya daha uzun süredir devam eden ve tıbbi nedene dayanmayan yaygın ağrı şikâyeti olan hastalara fibromiyalji tanısı konmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü‘nün verilerine göre dünya nüfusunun %3-6 sında fibromiyalji görülmektedir. Bu hastaların neredeyse %90’ı kadın hastalardan oluşmaktadır. FMS görülme sıklığı yaşla birlikte artmakta, en çok, düşük sosyoekonomik ve eğitim seviyesine sahip 40-60 yaş aralığındaki kadın hastalarda görüldüğü saptanmıştır.

Fibromiyaljiye tam olarak neyin sebep olduğu bilinmese de uzun yıllar yapılan araştırmalar sonucu bazı faktörlerin hastalığı tetiklediği anlaşılmıştır. Bu faktörleri; genetik faktörler, geçirilen enfeksiyonlar, travma, stres ve kişilik yapısı gibi faktör öğeler olarak sıralayabiliriz.

Fibromiyalji sendromları gösteren hastalarda yaygın kronik ağrıların neden kaynaklandığına dair net bir cevap bulunmamaktadır. Bazı teoriler, çeşitli etkenlere bağlı olarak beynin ağrı eşiğini düşürdüğünü ve önceden acı vermeyen şeylerin zaman içerisinde çok acı verici hale geldiğini belirtmektedir. Bir başka teoriye göre, vücuttaki sinirler ve reseptörler uyarılara daha duyarlı hale gelmektedir Bu da bireylerin ağrı sinyallerine aşırı tepki verebilecekleri ya da abartılı acılar hissedebilecekleri anlamına gelmektedir.

Fibromiyalji sendromunun bazı belirtileri şu şekildedir:

  • Kaygı
  • Yorgunluk
  • Depresif ruh hali
  • Nefes almada zorluk
  • Baş ağrısı
  • Kronikleşen ağrılar
  • Egzersizlere karşı dirençsizlik
  • MMPI testlerinde histerik ve hipokondriyak özelliklerin normal popülasyondan daha fazla görülmesi
  • Uyku problemleri

Bu hastalarda genellikle şiddetlenen ağrı ve artan yorgunluk belirtileriyle fibromiyalji atakları görülür. Atak sırasında kötü uyku kalitesi, karamsar düşünceler, sindirim problemleri, kol ve bacaklarda şişkinlik, uyuşukluk ve karıncalanma gibi yoğun belirtiler görülür.  Fibromiyalji atakları sebepleri hala net olmamakla birlikte stres, travma, veya grip benzeri sistemik bir hastalığın sonucu da olabilir.

Fibromiyalji için kesin bir tedavi henüz bilinmemektedir. Tedavi sürecinde semptomları azaltıp, hayat kalitesi artılıtmaya çalışır. Bunlar, yaşam tarzını değiştirerek ve ilaç kullanımı ile sağlanır. Tedavi için kullanılan ilaçlar; ağrı kesiciler, antidepresanlar ve antiepileptik ilaçlardır. Fibromiyalji septomlarını azaltmak için yapılan fizik tedavilere ilaven akupunktur, yoga, meditasyon, masaj terapisi ve düzenli egzersiz gibi hastaları rahatlatacak yöntemlerde kullanılabilir.

Fibromiyaljinin negatif etkilerinden korunmak için sağlıklı beslenmeye dikkat edilmeli, düzenli egzersizler yapılmalı, düzenli ve yeterince uyunmalı, stresten kaçınılmalı, ve hayatı olumlu yönlerden etkileyecek hayat kalitesini arttıracak değişiklikler yapılmalı.

 

Ecem TEYARECİOĞLU

 

KAYNAKÇA

[ ]

KANSER TANI VE TEDAVİSİNDE KULLANILAN NANOTEKNOLOJİ VE NANOİLAÇLAR

Kanser, hücrenin bölünme ve büyümesini kontrol eden genlerin hasar almasıyla ortaya çıkan yaygın bir hastalıktır. Çeşitli tanı ve tedavi yöntemlerinin araştırılıyor, geliştiriliyor ve uygulanıyor olmasına rağmen kanser hala günümüz dünyasının en temel problemlerinden biri olmaya devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) bağlı olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC), 2030 yılı için, kanserin önümüzdeki yıllarda ölüm sebeplerinin başında gelmeye devam edeceğini vurgulamaktadır.

Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte, daha etkin teşhis ve tedavi yöntemleri geliştirmek amacıyla nanoteknoloji ve nanoilaçlar kanser tedavisine umut verici avantajlar sağlamaktadır. Peki nanoteknoloji nedir ve ne işe yarar? Nanoteknoloji, maddelerin atomik, moleküler ve aynı zamanda supramoleküler seviyede kontrolü olarak tanımlanabilir. Nanoteknolojinin kullanıldığı alanlar oldukça geniştir ve bu alanlar gün geçtikçe daha da artmaktadır. Fizik, biyoloji, elektronik gibi alanların dışında tıp alanında da bize oldukça ümit vadeden imkanlar sağlamaktadır. Peki nanoteknoloji ve nanoilaçların kanser teşhisine, hastalığın seyrine ve tedavisine sağladığı katkılar nelerdir? Nanotekoloji kanser tanı ve tedavisinde kullanılır.

Kanser, hücrenin bölünme ve büyümesini kontrol eden genlerin hasar almasıyla ortaya çıkan yaygın bir hastalıktır. Çeşitli tanı ve tedavi yöntemlerinin araştırılıyor, geliştiriliyor ve uygulanıyor olmasına rağmen kanser hala günümüz dünyasının en temel problemlerinden biri olmaya devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) bağlı olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC), 2030 yılı için, kanserin önümüzdeki yıllarda ölüm sebeplerinin başında gelmeye devam edeceğini vurgulamaktadır.

Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte, daha etkin teşhis ve tedavi yöntemleri geliştirmek amacıyla nanoteknoloji ve nanoilaçlar kanser tedavisine umut verici avantajlar sağlamaktadır. Peki nanoteknoloji nedir ve ne işe yarar? Nanoteknoloji, maddelerin atomik, moleküler ve aynı zamanda supramoleküler seviyede kontrolü olarak tanımlanabilir. Nanoteknolojinin kullanıldığı alanlar oldukça geniştir ve bu alanlar gün geçtikçe daha da artmaktadır. Fizik, biyoloji, elektronik gibi alanların dışında tıp alanında da bize oldukça ümit vadeden imkanlar sağlamaktadır. Peki nanoteknoloji ve nanoilaçların kanser teşhisine, hastalığın seyrine ve tedavisine sağladığı katkılar nelerdir? Nanotekoloji kanser tanı ve tedavisinde kullanılır.

 

Nanoteknolojiyle üretilen araçları beş ana grupta inceleyebiliriz.

  • Dendrimer: Dendrimerler, iç boşluklarında ya da yüzeylerinde molekül taşımak için geliştirilen küresel nanoyapılardır. Tekrarlı kimyasal sentezler ile moleküllerden nano boyutlarda dendrimerler oluşturulur.
  • NanoShell (NS): NanoShell’ler, merkezinde silisyum çekirdek bulunduran, üzeri altın tabaka ile kaplı küreciklerdir. Kanser teşhis ve tedavisi için geliştirilmiştir.
  • Nano Cantilever: Nano cantilever, litografik yöntemler kullanılarak yarı iletken malzemeler ile üretilen nanoyapıdır.
  • Quantum Dot (QD): Quantum Dot’lar Cadmium Selenide, Cadmium Telluride ya da Indium Phosphide gibi yarı iletkenlerden yapılan 2 ile 10 nanometre çapında nanokristallerdir. Tanıda, görüntülemede ve tedavide floresan probları olarak kullanılırlar ve organik floresan proteinlerine göre eşsiz optik ve elektrik özelliklere sahiptirler (Nayak ve Pal, 2010).
  • Nanowire (NW): Nanowire’lar, moleküler birleşmelerin elektriksel olarak algılanmasını sağlayan nano yapılardır. Metal, yarı iletken veya polimer yapılarda oluşturulabilirler. Antikor veya oligonükleotidlerle birlikte  fonksiyonelleştirilerek tümör biomarker proteinlerinin algılanmasında kullanılabilirler (Kim ve diğ., 2007).

 

NANOROBOTLAR: KANSER TEDAVİSİNDE UMUT VADEDEN YENİLİK

Nanorobotlar nanometrenin mikroskobik ölçeğine yakın boyutta üretilen makine teknolojisidir. Bu cihazlar 0.1 ile 10 mikrometre arası değişmektedir. Aynı zamanda bu cihazlar ano ölçekli parçalar veya moleküler bileşenlerden oluşmaktadır. Bu cihazları tanımlamak için nanorobotlar, nanoidler, nanitler veya nanomitler de kullanılmıştır. Günümüzde, bu robotların varlığı özellikle kanser tedavisi, DNA yapısındaki hatalı parçaların ortadan kaldırılması ve desteğe ihtiyaç duyan diğer birtakım tedavilerle insan hayatını kurtarmak ve kaliteli hale getirmek üzere kullanılmaktadır.

Nanorobotları geliştiren NCNT profesörü Guangjun Nie, “Nanorobot dediğimiz şey aslında gelecek nesil nanoilaçlar. Çünkü kullanılan tedavide çok daha iyi bir kontrolle bir makine gibi çalışmak üzere tasarlanabilirler. Gelecekte, tasarladığımız nanorobotlarımız için hastalığın izlenmesi, doku hasarını bulma, kanseri iyileştirme ve belki de kan damarlarımızdaki plakları bulma ve ortadan kaldırmaya kadar çok daha fazla çalışma senaryosu göstereceğiz” ifadelerini kullandı.[4]

Zeynep GÜNEY

 

KAYNAKÇA

  • Ömer Oylar, İsmail Tekin / Kanser Tehşis ve Tedavisinde Nanoteknolojinin Önemi/ Uludağ Üniversitesi Mühendislik- Mimarlık Fakültesi Dergisi – Cilt 16, Sayı 11, 2011
  • Mustafa S Bolat, Ali Batur / ‘Nanotechnology Applications ’ in the Treatment of Prostate Cancer / ACEDEMIA Üroonkoloji Bülteni/ 2015
  • Ayşe Erdoğan, Aysun Özkan / Kanser Tedavisinde ve Tümör Görüntülemesinde Nanoteknolojik Uygulamalar / 2013
  • Edd Gent / These Tiny Robots Could Be Disease-Fighting Mechanics Inside The Body / 30 Mart, 2018

[ ]

Ventriküler Destek Cihazı (VAD)

Ventriküler Destek Cihazı (Ventricular Assist Device (VAD)), yeterli olmayan kalbin görevini kısmen veya tümüyle üstlenerek, kardiyovasküler sisteme yardımcı olmak amacıyla kullanılan ve kişinin vücuduna implante edilen elektromanyetik bir cihazdır. Fakat bu cihaz kalp pili ile karıştırılmamalıdır. Bir VAD’ın işlevi ile bir kalp pilinin işlevi birbirinden farklıdır. Kalp Pili kalp kasına elektriksel uyarılar verirken, VAD ise kanı vücuda pompalar. Bu cihaz, kısa ve uzun süreli olarak iki farklı amaç için kullanılır. Kısa kullanım amacı olanlar, kalp krizi ve kalp operasyonu geçiren hastalar, uzun kullanım amacı olanlar ise ileri kalp yetmezliği olan hastalar içindir.

VAD’lar ventrikül(ler)e destek olmak maksadıyla oluşturulmuştur (Sağ ventrikül için RVAD, sol ventrikül için LVAD veya her iki ventrikül için BiVAD kullanılır.). LVAD, problemli bir kalp için kullanılan en yaygın cihazdır fakat pulmoner arter direnci yüksekse kardiyovasküler sistemin sorununu çözmek için RVAD’da gerekli olabilir. Ancak hem RVAD hem de LVAD gerekliyse ikisinin ayrı ayı kullanılması yerine BiVAD kullanılır.

VAD’ların çalışma mekanizmasını daha iyi anlamak açısından HeatMate Sol Ventrikül Destek cihazını inceleyelim. Cihaz hastanın vücuduna implante edilen bir pompadan, bu pompayı vücut dışındaki kontrol ünitesi ve güç kaynağına bağlayan bağlantı kablosu, bel veya koltuk altı kılıflarında bulunan(taşınan) iki adet küçük batarya ve bir adet kontrol ünitesinden oluşmaktadır.

Cihazın pompa kısmı göğse yerleştirilir gücü düşük torklu elektrik motorundan alan bir piston aracılığıyla kan ile dolan odacığı sıkıştıran itici bir plakadan oluşmaktadır. Bir tam dönüşü bir pompalama aralığına karşılık gelir. Giriş ve çıkış uçlarında birer domuz kalp kapakçığı tek yönlü akımı sağlar. Driveline hattı ciltten dışarıya uzanan bir koaksiyal elektrik hattı ile belde taşınan küçük bir kontrol ünitesine bağlanmıştır. Kablo, vücuttan dışarı çıkınca ikiye ayrılır; bir tanesi kabloları kontrol ünitesine taşır, diğeri ise dış ortamdan bir filtre ile korunan hava hattına gider. Hava hattı, pompada pistonun arkasında birikecek havayı dışarı atmak ve acil durumlarda bir el pompası takılabilmesini sağlar. Kontrol ünitesi sistemin kontrolünü sağlar.

Gerektiğinde yedek sistemin devreye girmesini ve pompanın çalışma modunun ayarlanmasını sağlar. Ve son olarak şarj edilebilir olan, 4-6 saat dayanan ve hastaya 8 adet verilen bu bataryaların ikisi belde taşınır. Geceleri hasta güç konsoluna bağlanır ve bataryalar şarj edilir.

Bir LVAD’ın yerleştirilmesi için cerrah, göğsün ortasından aşağıya doğru bir kesik atar. Daha sonra kalbi daha iyi görmek ve cihazı yerleştirmek için göğüs kemiğini (sternum) ayırır.

Bir LVAD’ın birkaç parçası vardır. Ana pompa kalbin ucuna yerleştirilir. Kan, esnek bir plastik tüp vasıtasıyla vücudun ana arterine (aort) pompalanır. Aort vücudun geri kalanına kan gönderir. Deriden geçirilen bir kablo, mekanik pompayı vücudun dışındaki bir kontrol ünitesine (kontrolör) ve pil takımına bağlar.

LVAD implantasyonu sonucu önemli problemlerden biri hastaların %20 sinde sağ ventrikül (RV) yetmezliği görülmesidir ve bu büyük ölçüde mortaliteyi arttırmaktadır. %10’luk dilimde RVAD gerekmektedir. RV yetmezliği LVAD’ın başarısını etkileyen önemli nedenlerden biridir.

Nedenlerinden birkaçını sıralayacak olursak:

  • LVAD implantasyonu öncesi mevcut olan kalp yetmezliği.
  • Hava embolisi. Sağ kalbin yeterince korunamaması ve distansiyon.
  • LVAD implantasyonu ardınca göğsün kapatılması. (Kritik hastalarda göğüs kapatılmaz, 1 gün açık kalır.)
  • Kanama; pulmoner direnci arttırarak RV’ü yükler ve yetmezliğini açığa çıkarır.

Serpil SEVİNÇ

 

KAYNAKÇA

 

[ ]

Sağlık Hizmeti Bir Gözlük Kadar Uzağınızda: Metaverse

Metaverse kavramı ilk olarak Neal Stephenson tarafından 1992 yılında yayınlanan Snow Crash adlı bilim kurgu kitabında kullanılmıştır. Kitapta metaverse, küçük bir alana kurulmuş bir evreni temsil eder ve bu evrenle sadece belirli noktalardan bir ucu bu evrene bağlı olan ve diğer ucu gözlüklere bağlı olan fiber kablolar aracılığı ile bağlantı sağlanır.[1]  O zamanlar sadece bilim kurgu olan bu sanal dünya gerçekliğe kavuşuyor. Günümüzde metaverse; gerçek ve sanal dünyanın birleştirildiği, kullanıcıların birbiriyle iletişime geçebileceği, toplantıların ve günlük aktivitelerin aynı gerçek ortamda olduğu gibi sanal ortamda da tecrübe edilebileceği artırılmış gerçeklik evreni olarak tasvir edilmektedir. Son yıllarda çok hızlı giriş yaptığımız sanal evren, Dünya Ekonomi Forumu’na göre sağlık hizmetlerinde çok kritik bir öneme sahip olacaktır [2] Peki, bizi hangi alanlarda ne gibi gelişmeler beklemekte?

Doktor-Hasta/Hasta-Yakın Etkileşimi

Multiverse sayesinde, kişiler şikayetleri için hastaneye fiziksel olarak gitmek yerine, sanal ortamda doktorları ile buluşabilecek, üç boyutlu sanal hastane ortamında şikayetlerini doktoru ile paylaşabilecekler. Özellikle, son dönemde yaşadığımız pandemi dolayısıyla da artan mental sağlık problemleri için, online ortamda bir psikiyatrist ile buluşup sorunlarınızı çözmek çok daha kolay hale gelecek. Bu görüşmeler süresince, doktorunuz sağlık gelişiminizi pozitif yönde düşündüğü bir sanal ortam oluşturarak, sizinle farklı ortamlarda buluşabilecek. Ayrıca, sanal ortamda VR(sanal gerçeklik)/AR(artırılmış gerçeklik) gözlükleriniz aracılığı ile hemşire veya başka sağlık görevlileri ile randevu oluşturup, onlardan bilgi ve destek alabileceksiniz. Bu görüşmeler ile tedavi sürecini daha kontrollü ve sağlıklı geçirebileceksiniz.

Bir diğer avantajı ise, hastanede yatan hastalarınızı hem onların sağlığını hem de kendi sağlığınızı riske atmadan ziyaret etmeniz mümkün olabilecek. Hastanede COVID-19 veya başka bir hastalık dolayısıyla yatan hastalarınızı günün her saati sanal gözlüklerinizi takarak ziyaret edebilecek ve onlara verdiğiniz duygusal destek ile gelişimlerine katkıda bulunabileceksiniz. Nerede olursanız olun, yakınınız size bir gözlük kadar yakın olacak.[3]

Sağlık Eğitimi

Eğitim dünyası, VR ve AR teknolojisi ile tanışması ile birlikte çok büyük değişiklikler yaşadı. En basitinden örnek vermek gerekirse, insan vücudu ile ilgili bir ders verileceği zaman teorik olarak kitaplardan veya videolardan ve uygulama olarak da kadavralar üzerinden eğitim veriliyordu. Kadavraları muhafaza etmek ve üzerinden eğitim vermek oldukça maliyetli ve zor bir işti. VR teknolojisi sayesinde, bu eğitimler sanal ortamda ve gerçeği ile birebir canlılıkta tecrübe edilebilmekte. Öğrenciler, insan vücudunda özgür bir şekilde seyahat edebiliyor ve sınırsız bir şekilde işlemler yapabiliyorlar. AR ise tamamen gerçek ortamı kullanarak sanal ekipmanlar ve hasta ile öğrencilerin yeni ameliyat teknikleri denemesi ve tecrübe etmesine yardımcı olmakta. AR/VR teknolojileri kullanılarak tasarlanan simülasyonlar ile eğitim oyunlaştırılarak daha dikkat çekici hale getirilebilmekte. Aynı zamanda bu teknolojilere ek olarak yapay zeka kullanılarak bu eğitimleri zenginleştirip, eğitimler sonunda öğrenciye geri bildirimler sağlanarak öğrencinin performansı iyileştirilebilmekte. Bunlara ek olarak, haptik(dokunsal) teknolojiler kullanılarak öğrencilerin uyguladıkları kuvvetin zorluğunu veya kolaylığını, yaptığı işlemin ellerinde veya vücudunda hissetmesi(kullanılan haptic cihaza göre değişmektedir) sağlanarak eğitim bir üst seviyeye taşınabilmekte.  [2,3] Metaverse sayesinde bu uygulamalar daha yaygın hale gelecek.

Sağlık Kurumlarında İş Akışı ve Planlama

 Metaverse sayesinde, sağlık çalışanları herhangi fiziksel ortam yaratmasına veya fiziksel olarak bulunmasına gerek kalmadan, sanal ortamda oluşturdukları avatarları ile diğer sağlık çalışanları veya iş arkadaşları ile toplantı yapabilecekler. Örneğin, gerçek hayatta bir toplantı yapılması için; bir toplantı odasına, toplantıya katılacak kişi sayısı kadar sandalyeye, rahatça notlarını alabilecekleri ve eşyalarını koyabilecekleri alana, projeksiyon cihazına, yazı tahtasına ve daha birçok araç gerece ihtiyaç duyulabilmektedir. Sanal ortamda ise bu ortam tek bir tık ile oluşturulabilecek.

Herhangi bir operasyon öncesinde, örneğin çok riskli bir kalp ameliyatı öncesi, ameliyat ekibinin eğitimi ve iş birliği içinde hareket etmesi kritik bir öneme sahiptir. AR teknolojisi sayesinde bu operasyon önceden senaryo edilebilecek ve ekibin operasyonu sanal ortamda birçok kez deneyebilme ve hareketlerin olası sonucunu görebilme imkânı sağlayabilecektir. [4]

Kaynakça

[1]

“Snow Crash,” Wikipedia, Apr. 20, 2020. https://en.wikipedia.org/wiki/Snow_Crash.

[2]

Thomason, J. (2021). MetaHealth – How will the Metaverse Change Health Care? . Journal of Metaverse , 1 (1) , 13-16 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/jmv/issue/67581/1051379

[3]

  1. Ameen, “Metaverse in Healthcare – The New Era is Coming,” Healthcare Business Club, Jan. 07, 2022. https://healthcarebusinessclub.com/articles/healthcare-provider/technology/metaverse-in-healthcare/ (accessed Jan. 24, 2022).

[4]

“What does the metaverse hold for healthcare?,” Sagentia Innovation, Nov. 04, 2021. https://www.sagentiainnovation.com/insights/what-does-the-metaverse-hold-for-healthcare/ (accessed Jan. 25, 2022).

[ ]

BT ÇEŞİTLERİ VE HASTALIK TEŞHİSİ

Tıbbi Görüntüleme Teknikleri

Tıbbi görüntüleme teknikleri, organların veya bazı dokuların görüntülenmesinde kullanılan yöntem ve tekniklerdir. Her teknik farklı bir yapıyı farklı bir şekilde görüntülese de hepsi cerrahi işlemlere gerek kalmadan deri ve kemikler tarafından gizlenen iç yapıların görüntülenmesinin sonucu olarak hastalıkları teşhis ve tedaviyi amaçlamaktadır.

BT Nedir?

Bilgisayarlı tomografi (computed tomography-CT) radyolojide yeni bir çığır açmış kesitsel görüntüleme yöntemidir. BT tarayıcıları, vücudun içindeki farklı dokular tarafından X-ışını zayıflamalarını ölçmek için döner bir X-ışını tüpü ve portala yerleştirilmiş bir dizi dedektör kullanır. Farklı açılardan alınan iki boyutlu çoklu X-ışını ölçümleri daha sonra vücudun tomografik görüntülerini üç boyutlu görüntülere çevirmek için yeniden yapılandırma algoritmaları kullanılarak bir bilgisayarda işlenir. BT tarayıcısı yapısından ötürü her türlü eklem ve kemikle ilgili sorunları tespit etme özelliğine sahiptir. Buna ek olarak BT çok net bir şekilde tümör ve iç kanama gibi belirtileri gösterir. BT’nin vücudun değerlendirilmesi istenilen bölgeye bağlı olarak farklı çeşitleri vardır.

BT Anjiyografi

Bir hastanın kalp hastalığı riski değerlendirilmek istenildiğinde kullanılan ve anevrizma (tıkanıklık) gibi kan damarlarındaki hasarı tespit etmeyi amaçlayan yöntemdir. Bu taramayı gerçekleştirmek için kan damarlarına boya enjekte edilir ve damarların görüntüsü alınır.

BT Karın Taraması

Bağırsaklar, kolon, karaciğer, dalak ve apendiks gibi sindirim sistemi organlarının görüntülerini yakalamak için kullanılan yöntemdir. Bu yöntem sayesinde istenilen bölgedeki tümörler tespit edilebilir.

BT Kemik Taraması

Bu yöntem geleneksel röntgenin aksine tendonlar ve kaslar gibi kemiklerin yakınındaki yumuşak dokuların daha net bir resminin çekilmesini sağlar. BT kemik taraması ayrıca kemiklerdeki kanseri teşhis etmeye yardımcı olur.

BT Kafa Taraması

Beynin ve sinüsler gibi başın diğer alanlarının görüntülerini yakalayan yöntemdir. Bu yöntem sayesinde açıklanamayan baş ağrıları, beyin tümörleri veya felçleri teşhis edilir.

BT Göğüs/Akciğer Taraması

Akciğerlerin ayrıntılı görüntüleri sağlanabildiğinden dolayı akciğer kanseri, zatürre, tüberküloz veya akciğerlerde aşırı sıvı birikmesi gibi durumları teşhis etmede kullanılan yöntemdir.

BT Kardiyak Taraması

Aort, kalp kapakçıkları ve diğer atardamarlarla ilgili sorunları tespit etmek için kalbin taramasını yapan yöntemdir. Buna ek olarak koroner arter baypas greftleme gibi bir prosedürün sonuçlarını takip etmek için de kullanılır.

BT Boyun Taraması

Boyundaki, dildeki, ses tellerindeki veya üst solunum yollarındaki tümörleri veya kitleleri tespit ve teşhis etmek için kullanılan yöntemdir. Ayrıca bu tarama çeşidi tiroid bezindeki büyümeleri, anormallikleri veya karotis arteri ile ilgili sorunları tespit etmek için kullanılır.

Pelvik BT Taraması

Vücudun içinde kalça kemikleri arasındaki alanın fotoğraflarını çekmek için başvurulan yöntemdir. Erkek veya dişi üreme sistemleriyle ilgili sorunları teşhis etmeye veya mesane taşları gibi mesane sorunlarını tanımlamaya yardımcı olur.

BT Böbrek Taraması

Böbrekteki tümörlerin, apselerin ve taşların varlığını tespit etmede kullanılan BT çeşididir.

BT Omurga Taraması:

Kemikli omurga yapısının, kemikler arasındaki disklerin ve omurganın yumuşak dokusunun görüntülerini yakalamak için başvurulan yöntemdir. Omurganın BT taraması, bölgedeki yaralanmayı değerlendirmeye ve fıtıklaşmış diskleri teşhis etmeye yardımcı olur. Bazı durumlarda, osteoporozun bir sonucu olarak bölgedeki kemik kaybını ölçmek için spinal BT de kullanabilir.

Hüda HACIOĞLU

KAYNAKÇA

[ ]

PLASEBO: YALANCI İLAÇ

İlk kez 1811’de Hopper’s Medical Dictionary tıp sözlüğünde, “hastaya yararlı olmaktan çok, onu memnun etmek için uygulanan tedavi” şeklinde tanımlanmış olan placebo kelimesinin anlamı “hoşa gideceğim”dir ve Latince placeo fiilinden türetillmiştir. Halk arasında şeker hapı olarak da bilinen placeboyu daha detaylı bir şekilde ele alalım.

Placebo, tedavi edilen durum için özgül bir niteliği olmayan herhangi bir tedavi işlemi ya da bu işlemin bir parçasıdır. Plasebodan farklı olarak ele alınması gereken plasebo etkisi ise, tedavi amacı ile uygulanan herhangi bir ilaç ya da işlemin, ilacın farmakolojik etkilerinden ya da işlemin özgül etkilerinden bağımsız olan ve psikolojik bir mekanizmayı kullanan psikolojik, fizyolojik, ya da psiko-fizyolojik etkisidir.

Tıp biliminde etkisiz kabul edilse de hasta tarafından tedavi edici bir madde olarak algılanır. Plasebo yani yalancı ilaç, birçok patolojik durum için tartışmasız şekilde etkili bulunmuştur. Bu yalancı ilacın etkisinden tıbbi bilgilerin ve olanakların başarılı olmadığı durumlarda ya da bazen tamamen bilinçsiz olarak yapılan uygulamalarda çokça yararlanılmıştır.

Plasebo reaksiyonu, plasebo uygulanmış kişide gözlenen değişiklikler anlamına gelir. Bu değişiklikler olumlu olabileceği gibi, olumsuz da olabilir. Plasebo etkisinin olumsuz olanlarına nosebo denir. Latince noceo fiilinden türetilmiştir ve “zarar vereceğim” anlamına gelir. Hiçbir değişikliğin olmamasına ise Iplasebo rezistansı denir. Çeşitli rahatsızlıklarda plasebonun semptomlar üzerindeki etkisi ortalama %30 olarak ifade edilmiştir. Bu oran psikosomatik ve işlevsel bozukluklarda ise %60’a çıkmıştır. Psikiyatrik rahatsızlıklarda, özellikle anksiyete üzerinde plasebo etkisinin önemli bir yeri olduğu kabul edilir. Günümüzde, plasebo maddelerin aktif ilaçlara benzer özellikler taşıdığı kabul edilir.

Yaygın şekilde kullanılmasına rağmen plasebonun nasıl işlediği anlaşılmış değildir. Genel olarak bunun psikolojik olduğuna inanılır ve bazı kişilik özelliklerinin bu etki üzerinde belirleyici olduğu öne sürülmüştür. Fakat yapılan çalışmalarda bunu belirleyecek bir veri elde edilememiştir. Bugün plaseboya olumlu yanıt vermiş bir hastanın veya olumsuz yanıt vermiş bir hastanın daha sonra aynı tepkiyi vereceği de kesin değildir.

Dhammapada’nın ilk satırlarında yazdığı gibi “Hayatımız zihnimiz tarafından şekillendirilir; nasıl düşünürsek öyle yaşarız/ona dönüşürüz.” Tüm düşüncelerimizin, algıladıklarımızın, yaşadıklarımızın sağlığımızı derinden etkilediğini biliyoruz. Peki, zihnimizle kendi kendimizi iyileştirebilir miyiz?

İrem COŞKUN

 

KAYNAKÇA

Güneş, D. Plasebo Nedir? (2019). https://www.tzv.org.tr/#/haber/3705

[ ]

NÖROLİNK

Nörolink, beyin arayüzlerinin geleceğini yaratmak, felçli insanlara yardım etmek ve insanların bilişsel yeteneklerini artıracak yeni teknolojiler geliştirme amacıyla Elon Musk ve ekibi tarafından kurulmuş bir şirkettir.

Nörolinkin çalımalarına geçmeden önce beyin yapısını inceleyelim. Beynimizde yaklaşık 100 milyar nöron bulunur. Bir nöron; soma, dendrit ve akson adı verilen üç ana kısımdan oluşur. Dendritler, diğer nöronlardan gelen sinyali nöron gövdesine iletir. Soma, çekirdek ve çekirdekçiğin bulunduğu esas hücre kısmıdır. Akson, sinyalleri çevredeki nöronlara taşımakla görevlidir. Nöronlar sinapslarla bağlantı kurar. Nöronlar, akson ve dendritler arasındaki sinapslarla bağlantı kurar. Sinaps bağlantısı kurulunca nöronlar birbirine kimyasal sinyaller gönderir. Bu sırada etrafında elektrik alanı oluşur. Bir nöronun elektrik sinyallerini iletmesine, hücrenin elektriksel zar potansiyelinin kısa sürede aniden yükselip alçalmasına aksiyon potansiyeli adı verilir.

Nörolink, aksiyon potansiyellerini tespit etmek için elektrotları kullanmaktadır. Birçok nörondan kayıt yapmak bu hücrelerin ifade ettiği bilgilerin kodunun çözülmesini sağlamayı hedeflemektedirler. Yani nöronun ürettiği bilgi kaydedilebilecek hale gelmek istemektedirler. İşte, nörolink düşüncelerimiz daha beynimizdeyken onları minik kablolarla yakalayıp çok hızlı bir şekilde bilgisayara bağlanmayı sağlayacak bir cihaz üzerinde çalışıyor.

Beyin-bilgisayar-arayüzü, bir beyin ile bilgisayar arasında kurulan kablolu veya kablosuz iletişim teknolojilerine verilen genel isimdir. Nörolink’in yaptığı çalışmalar bu konuda yapılmış ilk çalışma değildir ama Nörolink’i diğerlerinden ayıran şey beyne dikilen kabloların görünmez olmasıdır.

Ayrıca gittiğiniz her yerde bir bilgisayarı veya mobil cihazı kontrol etmenizi sağlayacak ilk nöral implantı tasarlamaktadırlar. Mikron ölçekli iplikler, beynin hareketi kontrol eden bölgelerine yerleştirilir. Her iplik birçok elektrot içerir ve bunları bir implant olan çipe bağlar. Çip, nöral sinyalleri işleyen, uyaran ve ileten mühürlü, implante edilmiş cihazdır. Nöral iplikler her küçük ve esnek iplik, nöral sinyallerini algılamak için birçok elektrot içerir. Şarjör ise kompakt endüktif şarj cihazı olarak pili dışarıdan şarj etmek için implanta kablosuz olarak bağlanır.

Bağlantıdaki ipler o kadar ince ve esnektir ki insan eliyle yerleştirilemezler. Bunun yerine, beyin cerrahlarının, iplikleri tam olarak olması gereken yere güvenilir ve verimli bir şekilde yerleştirmek için kullanabileceği bir robotik sistem inşa etmişlerdir. Operasyon sırasında yüksek çözünürlüklü kameraya sahip olan robot, beynin gelişmiş taramasını yaparak damarların yerini tespit edebilmektedir. Böylece elektrotlar herhangi bir damara zarar verip travmaya sebep olmadan yerleştirilebiliyor.

Ayşe Sude SIRMALI

 

 

KAYNAKÇA

[ ]

BLUE DIAPER SENDROMU

Blue Diaper sendromu ya da mavi bebek bezi sendromu, beslenmemizde çok önemli etkilere sahip olan esansiyel bir amino asitin sindirilmesinde zorluk çekilmesi sonucu görülen, oldukça nadir bir hastalıktır. Blue Diaper sendromuna sahip bireyler, triptofanı sindiremezler. Triptofan, İnsan vücudunun protein sentezi için kullandığı temel amino asitlerden biri olarak bilinir ve niyasin, melatonin, serotonin gibi hormonların sentezinde görev almaktadır. Triptofanın metabolize edilemiyor oluşu, idrar renginin gözle görülebilir soluk bir maviye dönmesine neden olur. Çok kolay bir şekilde tespit edilebilir ve genellikle erken yaşlarda ortaya çıkmaktadır, bu nedenle bu hastalığa mavi bebek bezi sendromu denilmiştir.

Blue Diaper sendromunda idrar, bebeklerin bezlerinde mavi lekeler bırakmaktadır. Sindirilemeyen fazla miktarda triptofan bağırsak bakterileri tarafından parçalandığında indol adı verilen organik bir bileşik açığa çıkar. Indol emilir ve indikan adı verilen başka bir moleküle dönüşür. Indikan, triptofan ve bazı proteinlerin bağırsakta parçalanması sonucu ortaya çıkan bir maddedir. Indikanın havayla teması idrara mavi renk vermesine yol açar.

Mavi bebek bezi sendromuna teşhis koyulabilmesi için geniş kapsamlı bir klinik değerlendirme yapolması, hastanın yaşamının detyalı bir biçimde bilinmesi, karakteristik semptomların tanımlanması ve taze bir idrar örneğinde indkan molekülünün gösterilmesi gerekmektedir.

SEMPTOMLAR

Blue Diaper sendromunun semptomları arasında iştahsızlık, kusma, kabızlık, sinir hali olarak sıralanabilir. Triptofan, bebeklerde büyüme gibi birçok işlevi olan esansiyel bir amino asittir, bu nedenle mavi bebek bezi sendromuna sahip bebeklerde beklenen oranda büyümeme ve kilo alamama, yani gelişememe olasıdır. Bu sendroma sahip çocuklarda, bağırsak enfeksiyonları ortaya çıkabilir ve sık sık yüksek ateş meydana gelebilir.

Bunun yanında bazı ek semptomlar da görülebilmektedir. Örneğin görmede zayıflık, optik diskin az gelişmesi, anormal göz hareketleri ve korneanın anormal seyiyede küçük olması gibi göz anomalileri meydana gelebilmektedir. Bunun yanı sıra, kanda anormal derecede yüksek kalsiyum bulunabilir, bu durum hiperkalsemi olarak da adlandırılır.

Kandaki kalsiyum düzeyinin aşırı düzeyde artışı adenil siklaz adı verilen bir enzimi inaktive eder ve bunun sonucunda zamanla böbreklerdeki glomeruluslar etkilenir ve böbreklerde kireçlenme meydana gelir, aşırı kalsiyum böbreklerde birikir. Görüldüğü üzere bu hastalık böbrek yetmezliğine de yol açabilir.

HASTALIĞIN KALITIMI

Blue Diaper sendromunun X’e bağlı çekinik kalıtımla veya otozomal çekinik kalıtımla kalıtılan bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Otozomal çekinik genle kalıtılan hastalıklarda bireyin hasta olabilmesi için anne ve babadan çekinik genleri alması gerekmektedir. Anne veya babanın birinden normal gen, diğerinden çekinik gen alınması durumunda birey taşıyıcı olur ve semptom göstermez. Aktarılan genler normal genlerse herhangi bir hastalık gözlenmez. İki ebeveynin de taşıyıcı olması durumunda çekinik genlerin aktarılması ve hasta bir bebeğin doğması ihtimali %25’tir. Yine aynı ebeveynlerin taşıyıcı çocuklarının doğması ihtimali %50, ve normal genleri aktarıp tamamen sağlıklı bir çocuğa sahip olma ihtimalleri de %25’tir. X’e bağlı çekinik kalıtımda ise hastalığın görülme ihtimalinde doğacak bebeğin cinsiyeti de rol oynamaktadır. Dişilerde 2 X kromozomu olduğundan doğacak kız bebeğin hastalıklı olması için anne ve babadan 2 hastalıklı gen alması gerekmektedir. Erkek bireylerde bu durum XY şeklindedir, yani babası sağlıklı olan bir kız bebeğin bu hastalığı gösterme ihtimali yoktur. Erkek bebeklerde ise babasının geninin sağlıklı olmasının br önemi yoktur, çünkü babaları onlara her zaman Y kromozomunu aktaracaktır. Bu durumda erkek bir bebeğin hastalıklı olması anneden alacağı genlere bağlıdır.

 

TERAPİ YÖNTEMLERİ

Blue Diaper sendromu görülen bireylerin kanlarında yüksek derecede kalsiyum görülebileceği söylenmişti. Bu nedenle kalsiyum alımlarını kısıtlayabilmek için kalsiyum içeriği düşük diyetler uygulanabilir. Bu tarz diyetllerle beraber bireyin aldığı kalsiyum miktarının azalmasına bağlı olarak böbreklerde meydana gelebilecek hasarların önüne geçilebilmesi umulmaktadır. Diyetlerin ayrıca protein ve D vitamini açısından da düşük değerlere sahip olması gerekmektedir. Fazla triptofan bağırsaklarda bağırsak bakterileri tarafından parçalandığından, bu bakterilerin sayısını azaltmak veya ortadan kaldırmak amacıyla antibiyotikler de kullanılabilir.

Ayrıca bağırsaklarda gerçekleşebilecek enfeksiyonların önüne geçmek amacıyla nikotinik asit (B3 vitamini) de faydalı olabilir. Bireyde fazla triptofan oluşumunu engelllemek için triptofan oranı yüksek olan besinlerden de kaçınılmalıdır. Bireyin sağlıklı bir diyete ulaşabilmesi için genetik danışmanlık desteği alması önem arz etmektedir.

 

Özlem ŞERİFOĞLU

 

KAYNAKÇA

 

 

 

 

[ ]

Aritmi Hastalığı ve Çeşitli Tedavi Yöntemleri

Kalp ritim bozukluğu (ARİTMİ), kalbin elektrik ileti sistemindeki bozukluklara bağlı olarak hızlanması, yavaşlaması veya düzensiz çalışmasına denir. Aritmi, kalp hastalığı olan kişilerde ortaya çıkarken, bazen de sağlıklı kişilerde de ortaya çıkabilir.

Belirtilerine baktığımızda; en belirgini kalp çarpıntısıdır. Fakat hastaların büyük bir kısmı; bayılma, baş dönmesi, çabuk yorulma, göz kararması gibi şikâyetlerle hastanelere başvururlar.

Aritmi hastalarının yaş aralıklarına baktığımızda ise her yaş aralığında görülebileceğini ama genç yaşlara göre ileriki yaşlarda sıklığının daha fazla olduğunu görüyoruz. Çukurova Üniversite’sinin yaptığı araştırmada da yeni doğan ünitesindeki 4465 hastanın 21’i (tüm hastaların %0.4’ü) aritmi tanısı almıştı. Bebeklerin 15’i (%71.4) erkek, altısı (%27.7) kız, ortalama gebelik yaşları 35.8±3.5 hafta (30-41) hafta idi. Doğum ağırlıkları 660-4200 (ortalama 2738±986) gr olan hasta dokuzu (%42.8) prematüre, 12’si (%57.1) ise matür idi. Sonuç olarak edinilen bilgilerle, yeni doğan yoğun bakım ünitesine yatırılan hastalar da aritmi sıklığı oldukça az olduğunu görürüz.

Aritmi hastalığının tanımı için ise ilk olarak elektrokardiyografi (EKG) çekilir. Hasta çok sık bu belirtileri yaşıyor ise Holter İzlemi ile 24 saat,2 gün ya da 1 hafta süren bu incelemeyle hastalık izlenilebiliyor. Son olarak Efor Testi de yapılabilir. Bu test aritmiyle yaşanılabilecek olası kalp rahatsızlıklarını ortaya çıkarmak için yapılır.

Aritmi hastalığının tedavi yöntemlerine baktığımızda;

Elektriksel Tedaviler

İlaçlar yetmediğinde “kateter ablasyonu” denilen tedavi yöntemiyle de aritmi tedavi edilmektedir. Bu yöntem, kasık veya kol toplardamarı yoluyla kalp içine kateter ilerletilir. Kateterin kalbin neresinde olduğu X ışınları yardımıyla (floroskopi) izlenebilir. Kateterlerin ucu kayıt cihazına bağlanarak kalp içi EKG kayıtları alınır ve araştırma ile takikardi yapan odak bulunur. Daha sonra kateter yardımıyla radyofrekans enerjisi verilerek bu bölge tahrip edilir ve böylece sorumlu odak ortadan kaldırılır. Sorumlu odağı tahrip etmede çoğunlukla radyofrekans enerjisi kullanılır.

Nadiren dondurarak da bu bölge tahrip edilebilir (kriyoablasyon). Ablasyon sonrasında aritminin çeşidine göre antiaritmik ilaç veya ICD (şok veren kalp pilleri) takılması gerekli olabilir. Ablasyon işlemi kardiyologlar içinde bu işle ilgilenen (elektrofizyolog) doktorlar tarafında yapılır. Tecrübeli ellerde başarı şansı %90’ın üzerindedir.

İlaç

Aritmi hastalığı için kullanılan ilaçlara, antiaritmikler denir. Bu ilaçlarla ritim tamamen normale dönebilir. Fakat maalesef ki fazla kullanımı vücutta ciddi yan etkiler bırakabilir.

Cerrahi Tedavi

Son olarak, bazı ritim bozuklukları cerrahi yöntemle de tedavi edilir. Başka bir kalp rahatsızlığı ameliyatı olacak kişilere bu ritim bozukluğu tedavisi de uygulanabilir.

Merve LAÇİN

 

KAYNAKÇA

[ ]

Nükleer Tıp Görüntüleme Sistemleri

Nükleer tıp, hastalıkların tanı ve tedavisinde radyoaktif maddelerin kullanıldığı bir tıp dalıdır. Bu dal sayesinde onkoloji, kardiyoloji, nöroloji, enfeksiyöz ve inflamatuar bozuklukların tanısı için belirteçlere ulaşabiliriz. Tedaviyle birlikte değişen metabolik faaliyetler ile tedavi yanıtını tahmin etmek için de kullanılır.

Nükleer tıp görüntüleme sistemlerinde dokuya özgü bir radyofarmasötik vücuda uygulanır. Farmasötik maddenin vücutta hedef bölgeye ulaşmasından sonra çeşitli görüntüleme cihazları uygulanarak belirteçlere ulaşılır. Görüntüleme cihazları farmasötik maddenin çeşidine göre seçilir. Bu cihazlara Gama kameralar, SPECT, PET, SPECT/CT ve PET/CT hibrit sistemler örnek verilebilir.

GAMA KAMERALARI

Bu cihaz kolimatör, sintilasyon kristali, foton çoğaltıcı tüpler, dalga yükseklik analizcisi, katot ışın tüpü ve dedektörlerden meydana gelir.

Gama kamera uygulamalarında hastaya gama ışını yayan radyofarmasötik uygulanır. Kristal üzerine düşen gama ışınlarının sintilasyon ışınlarına dönüştürülerek bilgisayar ortamında görüntü oluşturulur.

POZİTRON EMİSYON TOMOGRAFİSİ (PET)

Bu teknikte vücutta biyolojik bir fonksiyonun moleküler görüntülemesi yapılır. Radyofarmasötiğin hedeflenen dokudan daha çok, diğer dokularda minimum düzeyde birikmesi beklenir ve hassasiyeti yüksek bir görüntüleme tekniğidir. PET görüntülerinin yorumlanmasında bilgisayarlı tomografiden de yararlanılır. İki sistemin birlikte kullanılması daha doğru bilgilere ulaşılmasını sağlar. Hastalıkların moleküler boyutta görüntülenmesine imkân vermesi sebebiyle erken tanı için oldukça önemli bir yöntemdir. İşlem öncesinde hastanın 4-6 saat boyunca bir şey yiyip içmemesi gerekir. Bazı PET/CT cihazlarında açlık şartı aranmamaktadır. Çekim sırasında hastanın hareket etmemesi istenir, böylece işlem tekrarlanmaz ve hasta daha az radyasyona maruz kalır. Vücutta birikime neden olmayan radyoaktif maddeler kendiliğinden atılır.

Janset SUNGUR

 

KAYNAKÇA

 

  • Mankoff D, Pryma DA. Nuclear Medicine Training: What Now? J Nucl Med. 2017 Oct;58(10):1536-1538. doi: 10.2967/jnumed.117.190132. Epub 2017 Aug 17. PMID: 28818993.
  • Gündoğdu, E., Özgenç, E., Ekinci, M., İlem Özdemir, D., & Aşıkoğlu, M. (2018). Radiopharmaceuticals Used in Imaging and Treatment in Nuclear Medicine. Journal of Literature Pharmacy Sciences, 7(1), 24-34.
  • Demir, M. (2015). POZİTRON EMİSYON TOMOGRAFİ (PET) FİZİĞİ. Bulletin of Thoracic Surgery/Toraks Cerrahisi Bülteni6(2).
  • https://medipol.com.tr/tibbi-birimler/dahili-tip-birimleri/nukleer-tip
  • https://www.medicalpark.com.tr/nukleer-tip/b-6737