[ ]

Sağlıkta Dijital Dönüşüm: Merak Uyandıran Teknolojik Gelişmeler

Geçmişte günümüze kadar gerek insan gerek ise diğer canlılar için hayattaki en önemli şey sağlık olmuştur. Hastalandığımız zaman keyfimiz kaçar, yataktan çıkasımız gelmez ve bütün işlerimiz aksamaya başlar. Bunun pratik örneklerini günümüz pandemi koşullarında hepimiz olayın merkezinde yer alarak yaşamaktayız. Hayatımız durma noktasına geldi, dışarıda doğal hayatımızın akışını sürdüremez olduk ve en önemlisi işlerimiz ve okullarımız dijital ortama taşındı. İstesek de istemesek o hep konuştuğumuz büyük dijital dönüşümü hızlı ve yoğun bir şekilde yaşadık.  Peki, bu dijital dönüşüm sağlık alanını etkiledi mi? İçinde bulunduğumuz durumda dijital dönüşüm sağlık alanını etkilemekle birlikte, sağlık alanında bu majör değişimlerden yoğun olarak etkilendi. Teknolojinin gelişmesi ile elimizdeki imkânlar da artmaya başladı. Bu imkânlar sayesinde sağlık sektörü de dijital olarak dönüşmeye ve dönemin koşullarına ayak uydurmaya başladı. Sağlık alanındaki dijital dönüşüm diğer alanlara göre daha yavaş gelişim gösteriyor olsa da sağlık konusunda teknolojik uygulamalara her geçen gün yenisi ekleniyor.

Giyilebilir Sağlık Teknolojileri

Giyilebilir cihaz teknolojisinin yaygınlaşması ile bu cihazların insanların kalp atışı ve kandaki oksijen seviyeleri gibi birçok parametreler takip edilebilir duruma geldi ve sağlık sektöründe kullanımı da artmaya başladı. Hepimizin de bildiği gibi tedavinin olduğu kadar tedavi süresince ve sonrasında hastanın değerlerinin takip edilmesinin iyileşme sürecinde çok büyük bir etkisi vardır. Örneğin, Yang ve Rhee tarafından geliştirilen yüzük sayesinde astım hastaları parmaklarındaki kan akışını 24 saat boyunca takip edebilmektedir. İçinde bulunan detektörler sayesinde hastanın damarındaki kan değişim miktarı ve oksijen yoğunluğu değerleri tespit edilir ve bu değerler bir yazılım vasıtası analiz edilir. Bu analizler sonucu ulaşılan bilgiler cihazın entegre olduğu telefon gibi mobil cihazlara aktarılır, bu sayede hem hasta hem de doktor değerleri kontrol edebilir. Bir diğer örnek ise Google ekibi tarafından geliştirilen, diyabetli bireylerin kan şeker seviyesini ölçmeye yarayan lenslerdir. İçerisinde bulunan çip sayesinde elde edilen bilgileri mobil cihazına ileterek kan şeker seviyesini takip etmeyi kolaylaştırmaktadır. [1] Bu özelliklerin yanında birçok giyilebilir cihazında adım sayar, egzersiz takibi ve kalori takibi gibi özellikler de bulunmaktadır.

Sanal Gerçeklik(VR) Teknolojisi ile Tedavi, Rehabilitasyon ve Cerrahi işlemler

Sanal gerçeklik; bilgisayar ortamında oluşturulan, görsel ve işitsel duyulara hitap eden araçlar kullanılarak bulunduğunuz ortamdan farklı bir sanal dünyaya deneyimleme imkanı veren sistemin genel adıdır diyebiliriz. İlk uygulaması sinema ve tiyatro sektöründe karşımıza çıkmıştır. Gelişen teknolojik cihazlar ile birlikte sağlık sektörünün büyük bir kısmında kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin, bazı bilişsel hastalıkların testleri hastanın kağıt üzerinde işaretlemesi ve bu işaretlemelerin bir doktor tarafından takip edilmesi gerekmektedir. Bu yöntem hem zaman almakta ve teşhiste aksaklıklara neden olabilmektedir. Bunu önlemek için Alman Bilim İnsanları tarafından hayata geçirilmiş VReha adında bir proje bulunmaktadır. Bu Projede VR gözlükler kullanılarak hastanın kağıt üzerinde yapacağı test sanal ortama taşınmıştır ve gözlüğün üzerine entegre edilen LeapMotion sayesinde hastanın insan gözü ile fark edilemeyecek milimetrik hareketler cihaz tarafından kayda alınarak daha kesin bir teşhis konulması amaçlanmıştır. Ayrıca projede hastaların teşhisten sonraki dönemde bilişsel güçlerini arttırmak içinde bu teknolojinin kullanılması da amaçlanmıştır.

Yapay Zeka ile Kişileştirilmiş Sağlık Hizmeti

Birçok alanda karşımıza çıkan ve büyük gelişmelerin önünü açan yapay zeka, sağlık sektöründe de karşımıza çıkmakta. Yapay zeka birçok birleşenden oluşan bir teknoloji olup makine öğrenmesi de bu bileşenlerden biridir. Makine öğrenmesi ise veriler için hazırlanan modelin, modelin yazılımına hiçbir müdahaleye gerek olmadan verileri kullanarak ve onları analiz ederek makinenin kendi kendine öğrenmesidir desek yanlış açıklamış olmayız. Peki, sağlık alanında nasıl kullanılır bu makine öğrenmesi? Genellikle hastalardan alınan bazı test sonuçlarını analiz ederek hastalara kişileştirilmiş bir tedavi yöntemi sunmak için kullanılmaktadır. Bu teknoloji bize medikal verileri doğru ve kesin yorumlamada çok büyük avantaj sağlamaktadır. Kanser ve genetik hastalıklarının gibi birçok hastalığın teşhisinde, oluşturulan modellerin bulunan yeni bulguları ve tedavi yöntemlerini daha hızlı takip edebilmeleri sayesinde de hastalığı daha kesin bir şekilde teşhis edebilecekler ve tedavi için kişilere özel tedavi sunabileceklerdir. Gelecekte sağlık alanında yer alan herkes yapay zeka teknolojisini kullanabilecek.[2]

Sizler için sağlıkta dijital dönüşüm başlığı altında en öne çıkan üç teknoloji alanında en yeni gelişmeleri derledik. Sağlıkta inovasyon hakkında daha fazla okuma yapmak isterseniz kaynaklar bölümünde bulunan makalelere göz atabilirsiniz.

Fatma Altunkılıç


Kaynaklar:

https://www.digitalauthority.me/resources/state-of-digital-transformation-healthcare/

https://infoloji.com/saglikta-dijital-donusum-trendler-zorluklar/

[1]Demirci Şenol,  2018, Giyilebilir Teknolojilerin Sağlık Hizmetlerine ve Sağlık Hizmet Kullanıcılarına Etkileri, Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, s. 985-992

Demirci Şenol, 2018, Sağlık Hizmetlerinde Sanal Gerçeklik Teknolojileri, İnönü Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, s. 35-46

[2] Davenport Thomas, Kalakota Ravi, 2019, The Potetial for Artifical Intelligence in Healthcare, Future Healthc J. , s. 94-98

[ ]

Tedavi mi İşkence mi: Elektrokonvülsif Terapi (ECT)

TEDAVİ Mİ İŞKENCE Mİ?

Bu yazımızda belki de daha önce hiç duymadığınız ya da birçok kez filmlerde, dizilerde veya okuduğunuz kitaplarda uygulama biçimine rastlamanıza rağmen bir tedavi yöntemi olduğuna ihtimal veremeyeceğiniz bir tedavi – terapi çeşidinden bahsedeceğiz: Elektro Konvülsif Terapi (Electroconvulsive Therapy).

Bu konu hakkında araştırmalarıma Stephen King’in kaleminden olan “The Green Mile” isimli kitabından aynı zamanda da sinema filminden esinlenerek başladım. Belki izleyeniniz olmuştur. Olay 1932 yılının Amerika’sında yaşanmaktadır. Could Mountain isimli hapishane idamlık mahkumların bulunduğu ve infaz edildiği bir hapishanedir. İdamlık mahkumlar infaz gününü burada beklemekte ve zamanı geldiğinde meşhur “yeşil yol” dan geçerek kendi aralarında “Yaşlı Sparky” diye adlandırdıkları elektrikli sandalyede nihayet idam edilmektedir. Mahkûm elektrikli sandalyeye oturtulur ve daha kısa sürede can vermesi için kafatasına ıslak sünger yerleştirilir. Elektrotlar kafatasının belirli bölgelerine yerleştirildikten sonra elektrik akımı verilerek infaz gerçekleştirilir. Peki bu kadar korkutucu bir yöntem tıpta nasıl tedavi olarak kullanılmaktadır?  Tabii ki ilk aklımıza gelen bu korkunç tablodan daha farklı bir biçimde.

Elektrokonvülsif Terapi (ECT) Nedir?

İleri düzeyde psikolojik rahatsızlıklarda (majör depresif bozukluklar, bipolar bozukluklar, şizofreni, obsesif kompulsif bozukluk) ilaç tedavisi veya psikoterapiyle sonuç alınamadığında başvurulan ve hatta parkinson hastalığı ve epilepsi hastalığı gibi nörolojik rahatsızlıklarda da uygulanabilen temel prensibi kontrollü elektrik akımıyla beynin ilgili bölümlerini stimule etmek olan bir terapi çeşididir.

EC, psikiyatride ve nörolojide uygulanması ilk aşamada tercih edilmeyen bir terapi çeşidi olup ekseriyetle ileri düzey hastalıklarda, daha hızlı sonuç alınması istenen durumlarda ve diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamadığında ancak hastanın bilgilendirilmesi ve onayı kapsamında uygulanan bir yöntemdir.

ECT’ nin bir hastaya uygulanması için gerekli olan şartları Amerikan Psikoloji Birliği (American Psychiatric Association) şu şekilde açıklamış;

  • İlaç tedavisi uygulanmasının sakıncalı olduğu durumlarda örneğin hamilelikte,
  • Bünyesi ilaç tedavisine dirençli olan hastalarda veya ilaç tedavisinin yan etkilerini tolere edemeyecek hastalarda,
  • İntihara teşebbüs eden ve intihar riski bulunan hastalarda,
  • Yeme-içme gibi hayati ihtiyaçları reddeden, saldırgan davranışlar sergileyen ve sosyal hayata adaptasyonda problem yaşayan hastalarda.

ECT Nasıl Uygulanır?

ECT yeterli donanımlara sahip hastanelerde; psikiyatrist, anestezist, hemşire veya asistan hekimden oluşan uzman bir takım tarafından uygulanır. İşlem genel anestezi altında gerçekleştirilir. Hastanın kafatasının belirli bölgelerine elektrotlar yerleştirilir ve belli bir elektrik akımı verilir. Bu akım beyinde kısa süreli bir tutukluğa yol açar. Uygulanan elektrik akımı nöronların elektriksel aktivitesini artırır ve nörokimyasalların salgılanmasını sağlar. Sinirlerin uyarılması hastanın özellikle el, ayak ve çenesinde ani ve güçlü kasılmalara yol açar. Hasta bu sırada sağlık personelleri tarafından sıkıca sarılır.

İşte o tartışmalara yol açan ve tedavinin korkunç bir hâl almasını sağlayan nokta da ECT’nin uygulanma biçimidir. Daha iyi anlayabilmek için internetten ECT’nin uygulanma videolarını izleyebilirsiniz.

Eğer bir gün bana veya çok yakınımda olan bir insana ECT uygulanacak olsa kabul eder miydim?

ECT Etik Bir Tedavi Yöntemi Midir?

ECT’ nin uygulanma biçimi ve sonrasında yan etkileri olarak, hafıza kaybı gibi büyük semptomların görülmesi insanlar üzerinde tedavi hakkında öyle olumsuz düşünceler oluşturmuştur ki kimi psikiyatristler, doktorlar da bu konuda ikiye ayrılmış durumdadır. “ECT bir işkencedir.”,” ECT bir insanlık suçudur.” gibi başlıklarla sosyal medyada hashtagler açılmış ve Amerika, İngiltere başta olmak üzere özellikle Avrupa ülkelerinde ECT hakkında büyük protestolar ve yürüyüşler düzenlenmiştir. Peki siz ECT’nin etik olup olmadığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce ECT gerçekten insanlığa faydalı mı yoksa aksine zararlı bir yöntem mi?

Elbette kendi açımızdan bir yorumumuz olacak ki ben de kendime “Eğer bir gün bana veya çok yakınım bir insana ECT uygulanacak olsa kabul eder miydim?” diye sormaktan kendimi alamıyorum fakat sanırım ECT’ nin insanlık suçu olup olmadığı hakkında en doğru yorumu, ECT uygulanan hasta veya birinci dereceden yakınları yapabilir. Yaşamını sürdürmekte zorlanan, intiharın eşiğinde, âdeta uçan kuştan medet uman insanlara belki de yardımcı olabilecek bir tedaviyi korkunç bir hikâye olarak anlatmak, o şekilde lanse etmek eminim çok daha büyük bir insanlık suçu olacaktır. Öte yandan tedaviden aksi bir yanıt alan hastaya zorla o tedaviyi uygulamak da…

Geleceğin Mühendisleri ve Sağlık Etiği Alanında Çalışan Uzmanlara Düşen Nedir?

Biz, günümüzün sağlık profesyonelleri ve geleceğin mühendisleri, yaptığımız her çalışmayı, geliştirdiğimiz her yöntemi “Eğer bir gün bana da uygulanacak olsa…” diye sorarak hassasiyetle pratiğe dökmeliyiz. Üzerinde çalıştığımız bir konudan bir sonuç elde etmekten önce elde ettiğimiz sonucun insanlığa gerçekten faydalı, uygulanabilir, etik olup olmadığına odaklanmalıyız. Unutmamalıyız ki ortaya attığımız her düşünce bir tek insanı değil, insanları ve insanlığı etkilemektedir.

Yazımı bir yerde rastladığım ve beni mesleğim konusunda gerçekten motive eden o meşhur sözü söyleyerek bitirmek istiyorum.-Hekimlik mesleğine sonsuz saygı duyarak-

“Doktorun hatası bir insanı öldürür, mühendisin hatası ise insanları.”

İnsanlara hep faydalı olmak dileğiyle…

Sena BAL

*Biomention Dergi Sayı: XX

 

KAYNAK:

https://www.webmd.com/depression/electroconvulsive-therapy-ect-directory

https://www.webmd.com/schizophrenia/qa/what-are-the-side-effects-of-electroconvulsive-therapy

https://www.webmd.com/schizophrenia/qa/how-is-electroconvulsive-therapy-done

https://www.webmd.com/schizophrenia/qa/how-is-electroconvulsive-therapy-used

http://psikiyatristdr.blogspot.com/2017/08/elektrokonvulsif-terapi-ect-nedir.html?q=elektrokonvülsif

[ ]

DOKTORLARIN YENİ YARDIMCISI : YAPAY ZEKA İLE HASTALIK TEŞHİSİ

Günümüzde yapay zeka ve derin öğrenme kavramları hayatımızın içinde çok sık yer almaya başladı. Yapay zeka teknolojisi, sosyalleşmek için izlediğimiz bir filmde, okuduğumuz bir kitapta anlatılıyor ya da haberleşmek için kullandığımız cep telefonun neredeyse her uygulamasında  ve eğitim almak için kullandığımız görüntülü konuşma programlarında da kullanılıyor. Bazen fark etmesek bile hayatımızın çok önemli noktalarında bulunuyor ve daha fazla gelişim için yapay zeka teknolojisinde ki çalışmalara  devam ediliyor.

Yapay zeka ve derin öğrenme kavramlarını kısaca açıklamak gerekirse yapay zeka, biyolojik organizmaların yaptığını kopyalayarak silikon çipler üzerinde fikir, algı, bilinç oluşturabilmektir.  Derin öğrenme ise veri işleme ve karar vermede kullanılmak üzere kalıplar oluşturarak insan beyninin işleyişini taklit eden yapay zeka işlevidir. Yapay zekanın hayatımızdaki en büyük artılarından birisi de tıp alanındaki etkin rolüdür. Önceleri tıpta yapay zekanın aktif kullanımı bir hayal olarak görüldüyse de uzun süredir etkin bir rol oynuyor. Yapay zeka, tıp alanında hastalık teşhisinden hasta üzerinde müdahale edilecek hedeflerin belirlenmesine, tedavi için olası ilaçların belirlenmesinden klinik deneylerin hızlandırılmasına kadar çok büyük bir alanda etkisini gösteriyor.

Bu yazımızda ise daha çok hastalık teşhisindeki rolünü ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz. Hızlı teşhis, insan sağlığı için tedavi aşamasında çok önemli olmakla birlikte çoğu zaman yaşam kurtaran bir faktör.  Birçok hastalık, geç teşhis sonucu insan hayatını riske atıyor bu yüzden uzmanlar, insanların kendi aile geçmişlerinde bulunan kalıtsal hastalıklar dahil diğer bozuklukları bulmak için sık sık taramalara girmelerini öneriyorlar. Uzmanların bu  önerisine rağmen pek çok insan, hayat akışında sağlık taramalarını önemsemiyor ve herhangi bir belirti olmadan doktorlara ulaşmıyor. Yapay zeka ise tam bu noktada, doktorlara yardım aşamasında etkisini gösteriyor. Doktorlar, uzun yıllar süren eğitimleri ve tecrübeleri sonucu hastalık teşhisinde asla yeri doldurulamaz bir noktadadırlar. Yapay zeka insan kaynaklarının etkili kullanımı, hızlı teşhis ve hızlı tedavi için kullanılarak sağlık çalışanlarına birçok açıdan destek olmaktadır.

Aralık 2019’dan itibaren, COVID-19 virüsü sebebiyle hayatlarımızda daha önce yaşamadığımız bir süreçle yüz yüze geldik. Hayatımızın bu sürecinde, bazı ülkelerin sağlık sistemleri durma noktasına geldi. Pandemi dönemi, sağlık sistemlerindeki sağlık çalışanlarının yıpranmasına ve sistemlerin yavaşlamasına neden oldu. Uzun pandemi sürecini en iyi yöneten sağlık sistemlerinde bile yıpranmalar ve yavaşlamalar meydana geldi. COVID-19 pandemisinde yapay zekanın yardımına, bilgisayarlı tomografi (BT)  ile akciğer taramasında başvuruldu. Bir hastada yaklaşık 300 BT görüntüsü bulunması ve bu BT’leri uzman doktorların çıplak gözle analiz ettiği düşünülürse bu durumun oldukça fazla zaman kaybına yol açacağı anlaşılmaktadır. COVID-19 hastaları için, radyologların daha önce yapılan taramaları kontrol etmeleri ve tanı üzerinde araştırma yapmaları da tanıdan kesin sonuç alınabilmesi için gereklidir. BT görüntülerini %90’ın üzerinde bir doğruluk oranıyla 20 saniye gibi çok kısa süre içinde analiz edebilen yapay zeka tabanlı sistemlerin şu anda kullanılıyor olması, bu süreçte yapay zeka kullanımının ne derece önemli olduğunu gösteriyor.

COVID-19 virüsünün ilk ortaya çıktığı ülke olan Çin’de salgının çok başından itibaren yapay zeka teknolojilerini kullanılmaya ve geliştirilmeye başlanması bu süreci iyi yöneten ülkeler arasında olmalarını sağladı. Özellikle hızlı teşhisin bir getirisi olan hızlı sosyal izolasyon virüsün yayılmasını engelleyen işe yarayan bir yöntem olmuştur. Yukarıda bahsettiğimiz bilgisayarlı tomografi (BT)’nin yapay zekayla incelenmesi ile aynı zamanda akciğer kanseri ve felç teşhisi de kolaylıkla tespit edilebilmektedir.

Doktorların uzun süre eğitim gördüklerini daha önce söylemiştik, uzun ve zorlu eğitimin ardından bile teşhis koymak, zor ve zaman alan bir iştir. Tıbbın birçok alanında, artan dünya nüfusuyla birlikte oluşan uzman talebinin  artmış durumda olması doktorları strese sokuyor ve hastalıkların teşhisi bu stresten kaynaklı olarak daha da gecikiyor. Özellikle, doktorlar hayati risk taşıyan hastalıkların geç teşhisi sonucunda kendilerini daha da baskı altında hissedebiliyorlar.

Çağımızın hastalığı olarak nitelendirilen kanser, kalıtsal çeşitleri bulunan ve geç teşhisi büyük yıkımlara sebep olabilen bir hastalıktır. Yapay zeka kanserin teşhisinde de ve tedavisinde büyük bir yardımcı olarak kullanılır. Kanseri ve yapay zekanın ona etkisini incelemeye başlamadan önce iki bilim dalını incelemek gerekir; onkoloji ve patoloji. Onkoloji, tümörlü hücreleri inceleyen bilim dalıdır ve kanserli hücreleri incelediği gibi kanserli olmayan hücreleri de inceler. Patoloji ise hastalıklı doku ve organları inceleyen bilim dalıdır. Onkoloji alanında yapay zeka sistemleri, Convolutional Neural Network (CNN) olarak anılmaktadır. CNN sistemleri,  görüntülerden piksel düzeyindeki bilgileri analiz eder. CNN’lerin diğer derin öğrenme sistemlerine göre ek faydaları, piksellerin birbirine göre yönlenmesini göz önünde bulundurma yeteneğidir. CNN tabanlı sistemlerin son zamanlarda resim sınıflandırma ve nesne tespitinde insanlara çok yakın olduğunu gösterilmiştir. Bu sistemin işe yaradığını gösteren ilk çalışma, sisteme yüklenen fotoğraflar sonrasında cilt kanserini fark etmesi olmuştur. Yapay zeka patoloji alanında, dijital patoloji sistemini kullanıyor. Ülkemizde kurulan ve ekibinin tamamı Türk bilim insanlarından oluşan Virasoft, patoloji alanında başarılı ve etkin bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Şirketin başlattığı duyarlılık ve doğrulukla kanser tanısı koyabilen dijital patoloji ürünü ViraPath ve kanser tanısında doktorlara her yerde ve tam zamanında ikinci görüş imkanı sunan telepatoloji ürünü TelePath ile pek çok patolojik hastalığa artık daha çabuk ve mutlak tanı koymak mümkün hale geliyor. Virasoft’un çalışma sistemi ve güçlü altyapısı sayesinde dijital alana taşınan veriler, internet aracılığı ile paylaşılarak görüntü sistemi ile dünyanın herhangi bir sağlık merkezindeki uzman patologlar tarafından aynı anda görülebiliyor. Yapay zekanın kanser teşhisinde kullanıldığı başka bir yöntem ise yeni bir kan testi. Bu kan testinin saldırgan ya da zor olanlar da dahil olmak üzere 50 farklı kanser türünü tespit edebileceği kanıtladı. Sonuçlar oldukça etkili, pozitif tespitlerin yüzde 99’undan fazlası doğru. Test, normalde kanımızda dolaşan ve tümörlerden gelen parçaları tanımlayan DNA parçalarını çıkarmak için eğitilmiş bir bilgisayar yazılımına dayanıyor. İmmünolog Michael Seiden, Healthday’e verdiği demeçte bu kan testi için şöyle diyor :  ‘Test, sadece kanserin varlığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda kanser türüne ve sağlık uzmanının malignite (kötü huyluluk) için nereye bakması gerektiği konusunda doğru bir adres sağlıyor. Sistem, kanserin tespit edildiği deneme vakalarının yüzde 90’ından fazlasında kanserin kökenini tespit edebildi. Bu bilgi, tedavi stratejilerinin çalışması için kritik öneme sahip.’

Yapay zekanın hastalık teşhisine katkılarından birisi de ülkelerin tasarruf yapmasına yardımcı olmasıdır. Yapılan araştırmalarda, yapay zeka kullanımı arttıkça ülkelerin ekonomisine katkı sağlayacağı görülmüştür. Kanser türleri, demans ve birçok hastalığının teşhisi üzerinde yapılan çalışmalarda gelecekte yapay zeka teknolojisinin milyarlarca avro tasarruf sağladığı fark edilmiştir. Yazımızın sonuna gelirken Fransız bilgisayar bilimcisi Y. LeCun söylediği gibi: “Bizi insan yapan zekamızdır ve yapay zekâ bu kalitenin bir uzantısıdır.”

Bizi insan yapan zekamızın bir uzantısı olan yapay zeka, hayatımızın her alanında ve gelişmeye devam ediyor. Bu bütün sistemlerin daha da büyük yarar sağlamasını sağlamanın ipleri yine bizim elimizde.

Ekin AKGÜN

 

KAYNAKLAR:

[ ]

Sağlıklı Yaşam İçin Gelişen Teknoloji: Kök Hücre

Kök Hücre Nedir?

Kendisini yenileyebilen ve yeni hücrelere dönüşebilen hücrelere kök hücre denir. Kök hücreleri kendi içerisinde iki genel başlıkta incelemek mümkündür. Kendini baştan oluşturabilen hücrelere “embriyonik kök hücre” denirken, belli bir organın belli bir parçasını üretebilen hücrelere “spesifik kök hücre” denir. Buna en güzel örneklerden biri de kan hücreleridir. Çünkü kan kök hücreleri, sadece kan ve kan hücrelerini üretir, başka hücrelere dönüşmezler. Embriyonik kök hücreye verilebilecek örnek ise sperm ve yumurtanın birleşimden oluşan zigottur ve zigot bir insanı baştan oluşturabilecek özelliklere sahiptir. Bunun dışında, her organımızda az ya da çok kök hücreler bulunur. Fakat hepsinin kullanılabilirlik durumu farklı olabilir. Örneğin, vücudumuzda en kolay elde edilen kök hücre türlerinden olan ve yağ dokusunda bulunan kök hücreler, plastik cerrahi işlemlerde kullanılmaktadır.  Ayrıca kemik iliğinden ve bebeğin göbek bağından alınan kök hücreler de günümüz tedavilerinde sıkça yer almaktadır.

Kök Hücre Tedavisi

Kök hücre tedavisi, vücutta hasarlı olan bölgede kök hücre kullanılarak o bölgedeki dokunun kendisini yenilemesini amaçlayan bir tedavidir.  Günümüzde bu tedavi yöntemi Parkinson hastalığında, kemik iliği kanseri ve yetmezliğinde, kan kanserlerinde, lenf bezi kanserlerinde, kan hastalıklarında kullanılmakta ve bunların dışında kalan hastalıkların tedavisinde de kök hücre kullanılması için klinik araştırmalar devam etmektedir. Tedavinin sonuç verme süresi hastalığın durumu, hastanın yaşına bağlı olarak değişir. Yara iyileşmesinde, yanık durumlarında, ortodontiyle ilgili ostiaprtisit vakalarında bir hafta veya on beş günden, bir iki aya kadar süren iyileşmeler gerçekleşmektedir. Son yıllarda yapılan gözlemlerle, alınan bir kök hücre herkeste kullanılabilir düşüncesi zamanla önemini kaybetmiş ve kök hücre nakli tedavisinde uyumluluk ön plana çıkmaya başlamıştır. Açıklamak gerekirse hangi tip hücre kullanılırsa kullanılsın, uyum ne kadar fazla ise iyileşme de o kadar iyi olmaktadır. İnsanlar kanunen 18 ila 60 yaş arasında kök hücre donörü olabilirler fakat bazı özel durumlarda -ailede içindeki ufak çocuklar- yaş gittikçe düşebilir. Bunların yanı sıra kök hücre, plastik cerrahi alanında gerçekleşen dudak ve göğüs büyütme, yüz gerdirme ameliyatlarında da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Kök hücre tarihinde gelişmeler:

1950’ler Kurbağa klonlama çalışmaları

1969 İlk kemik iliği nakli

1970’ler Kemik iliği stromasında fibroblastik hücrelerin belirlenmesi

1978 İlk IVF (tüp) bebeğin doğumu

1981 Fare embriyonik kök hücrelerin blastokistin iç hücre kütlesinden ayrıştırılması

1987 Embriyonik kök hücre temelli gen hedefleme teknolojisinin geliştirilmesi

1988 İlk göbek kordon kanı nakli

1989 Hematopoietik kök hücrelerin FACS yöntemiyle ayrıştırılması

1996 Somatik hücre çekirdek nakliyle ilk klon memeli olan koyun Dolly ’nin doğumu

1998 İnsan embriyonik kök hücrelerinin ilk defa ayrıştırılması

200 1İnsan embriyonik kök hücre çalışmalarının yasaklanması (Bush)

2002 Primordiyal eşey hücrelerinden pluripotent kök hücrelerin üretilmesi

2004 California Proposition 71 fonunun kök hücre araştırmalarına aktarılması

2005 Türkiye’de insan embriyonik kök hücre çalışmalarının askıya alınması

2006 Multipotent kemik iliği mezenkimal kök hücrelerin ayrıştırılması

2006 Fare uyarılmış pluripotent kök hücrelerin elde edilmesi

2006 Tek blastomerden embriyonik kök hücrelerin üretilmesi

2007 İnsan uyarılmış pluripotent kök hücrelerin elde edilmesi

2007 Martin Evans – Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü (Embriyonik Kök Hücreler)

2009 İnsan embriyonik kök hücrelerle araştırma fonlarının serbestleştirilmesi (Obama)

2010 İnsan embriyonik kök hücrelerin omurilik hasarına yönelik kullanılması (Geron)

2012 Shinya Yamanaka – Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü (Uyarılmış Pluripotent Kök Hücreler)

2014 Terapötik klonlama ile insülin üreten beta hücrelerinin üretilmesi

2014 Uyarılmış pluripotent kök hücrelerle insan klinik çalışmalarının başlatılması

Son Gelişmeler Işığında Kök Hücreye Yaklaşım

Bugüne kadar tıp dünyasında kök hücrenin, özellikle doku mühendisliği ve diğer alanlarda kullanılmasıyla çoğu hastaya tedavi yöntemi bulunmuştur. Prof. Dr. Erdal Karaöz 2015 yılında çıktığı bir televizyon programında dünyada yapılan genetik tabanlı hastalıkların ya da omurilik hasarı, kas erimesi, gece körlüğü gibi birçok hastalığın tedavisinde kök hücrenin kullanıp kullanılmayacağı konusunda hatırı sayılır araştırmalar olduğundan bahsetmiştir. Türkiye’de ise her ne kadar şartlar Avrupa ve Amerika‘daki gibi hızlı ilerlemese de bazı dernekler ve etkinlikler yapılan çalışmaların bilinirliğini arttırırken aynı zamanda da bilgi vermektedir. Örneğin, Kök Hücre ve Hücresel Tedaviler Derneği bu konuda toplantılar düzenlemektedir. Hatta bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde kök hücre bölge toplantısının ilkini gerçekleştirmişlerdir. Bunların dışında Prof. Dr. Ercüment Ovalı ve ekibi 2017 yılında kan ve kök hücreden ürettikleri Yapay Deri, diğer adıyla “Dermoplastik’ çalışması ABD Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma Ödülü’nün sahibi olmuştur. Bu çalışma aynı zamanda, Türkiye’nin “ilk yerli yapay deri üretimi” olması özelliğiyle de bir ilktir. Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Labcell ’in desteğiyle geliştirilen yapay deri, ülkemizde de her yıl yanık nedeniyle tedavi gören 1 milyonu aşkın hastaya umut olma özelliğine sahiptir. Umuyoruz ki Türkiye’de yapılan bu gibi projelerin sayısı artarak hayatımıza yeni kapılar açar.

Hande BİÇERMEN

 

KAYNAK:

https://www.youtube.com/watch?time_continue=10&v=4cbAbqAFt2c

https://www.youtube.com/watch?time_continue=30&v=8xV0Q7pa3vI

https://www.mynet.com/prof-dr-ercument-ovali-kan-ve-kok-hucreden-yapay-deri-uretti-110103208891

http://www.biyologlar.com/kok-hucrelere-bakistanimlar-kavramlar-ve-siniflandirmalar

https://www.hucreler.gen.tr/kok-hucre-tedavisi.html

http://www.kokhucreseltedavilerdernegi.com/index.html